CDA, insan hayvan ilişkilerinde ancak çift taraflı olabilecek menfaatleri gözetir. Hayvanların kanser gibi bazı hastalıkların teşhisi, insanların sosyalleşmesi, psikiyatrik bozuklukların tedavisi, suçluların topluma kazandırılması vb. gibi bir çok özelliğinin insanlar yararına kullanılmasını bir takım koşullara bağlı olarak destekler. En önemli koşul, yapılan bu uygulamadan hayvanın da hoşnut olma yani yapılan bu davranıştan memnuniyet duymadır.
Köpekler kanseri teşhis etmeyi tesadüfen öğrenebilirler ya da bu yönde eğitilebilirler. Nasıl eğitildiklerine geçmeden önce köpeklerin kanseri nasıl teşhis ettiği hakkındaki yazıyı okuyunuz.
İnsanların idrar, deri, nefes, dışkı kokuları bazı hastalıklar için karakteristiktir. Proteinler akciğer kanserli hastalardaki tümör hücreleri tarafından normal hücrelere göre daha farklı şekilde metabolize edilir. Proteinlerdeki bu farklılıkları köpek burnu çok rahat ayırt edebilir. Yine hastalıklara bağlı olarak, hücre zarlarının tahribatı sonucu doymamış yağ asitleri oksidasyon ve serbest radikal aktivitesi sonucu n-pentan, aldehit, aklan ve formaldehitlere
dönüşür ve bu kimyasallar idrar, salya ve nefesle atılır. Bunlar köpeklerin koklayabildikleri, uçucu organik maddelerdir. İnsan nefesinde 200’den fazla uçucu organik madde bulunur. Ancak bunlar gaz kromotografi cihazıyla saptanabilecek kadar düşük miktardadırlar. Köpekler ise bu cihazdan çok daha hassas bir şekilde, örneğin bu miktarın binlerce kez daha düşük seviyelerini koklayabilirler.
Akciğerin diğer hastalıkları, sinüsler, karaciğer, mide barsak hastalıkları, diyabet gibi hastalıklarda solunum havasıyla farklı maddeler çıkarılır. Bunların bir kısmını biz bile fark edebilir ve bazı hastalıkları anlayabiliriz. Örneğin, şeker komasında veya açlıkta ağız aseton, böbrek yetmezliklerinin ileri dönemlerinde amonyak, bazı karaciğer yetmezliklerinde bozulmuş balık, arsenik zehirlenmesinde sarımsak kokusunu hepimiz duyabiliriz. Koku dünyası bizden yüz
binlerce kat daha hassas olan köpeklerin bir çok hastalığı bizden çok daha hassas bir şekilde anlayabileceği tartışılmaz bir gerçektir.
İdrarda da, çeşitli hastalıklar esnasında köpeklerin koklayarak ayırt edebileceği maddeler bulunur. Örneğin, böbrekte yerleşen kanser hücresinin metabolik artıkları, hasta hücrenin tahrip olmasıyla üretilen kimyasallar, böbrek ve idrar kesesi hücreleri, iltihap hücreleri, kan hücreleri ve proteinler vb. çıkarılır.
Kalp krizi veya sara nöbetlerini önceden haber veren köpekler de, kriz öncesi salgılanan birtakım kimyasalların kokusunu algılamaktadır. Bu kokunun ardından sahibinin kriz geçirdiğini izleyen ve muhtemelen bu koku ardından krizin geleceğine koşullanan köpek, bir daha böyle bir koku duyduğunda ağlayarak sahibini ikaz edebilir. Kriz öncesi salgılanan bu maddelerin ne olduğu saptanabilirse, köpeklerin bu maddelere tepki vermesini öğretmek zor değildir. Nitekim akciğer
kanserli hastaların nefeslerine tepki vermeleri öğretilebilmiş ve araştırmada köpekler büyük bir isabetle hastalığı tanımayı başarabilmişlerdir. Bu, erken teşhisin öneminin büyük olduğu akciğer kanserinde çok önemlidir.
Şüphesiz köpeklere bazı hastalıkları teşhis etmeyi öğretmekle, bazen bu hastalıkların teşhisinde kullanılan fare deneyleri gibi deneye dayanan herhangi bir yöntem kastedilmemektedir. Zaten böyle bir deneyle “hayvanın hoşnut olabilmesi” koşulumuzun bağdaştırılamayacağı açıktır. Bu eğitim, “Nasıl teşhis ediyorlar?” bölümünde anlatıldığı gibi, kanserli hastaların vücudunda salgılanan kimyasalları köpeğe tanıtmak ve bu kokulara sahip hastayı tanıdığı zaman
ödüllendirmeye dayanmaktadır.
Bu amaçla kanserli hastaların nefesleri özel bir balon içersinde toplanır. Eğitilecek köpeklerin yanında balonun musluğu açılır ve aynı anda hayvana ödül verilir. Yapılan tekrarlar sayesinde köpek bu kokunun arkasından ödülün geleceğine koşullanır. Bu noktadan sonra kanserli hastayı kokuyla bulması zor olmamaktadır. Kanserli hastayı bulan köpek yine ödüllendirilerek memnun edilmektedir.